12 Aralık 2017

Halk İnançları


Meşe Adamı:

Tüm Doğu Karadeniz’de olduğu gibi Yusufeli’de de Meşe Adamı inancı oldukça yaygındır. Yusufeli’nin her yerinde bilinir. Meşe Adamı belden yukarısı insan, belden aşağısı hayvana (ayı, kurt veya maymuna) benzeyen, vücudunun her tarafı uzun kıllarla kaplı bir yaratık şeklinde tarifi yapılan hayali bir yaratıktır. Meşe Adamı’nın, ormanlarda yaşadığına ve –bu yüzden de- en çok avcılara rastladığına, karşısındakinin her hareketini taklit ettiğine, olağanüstü bir fiziksel güce sahip olduğuna ve bir tek ateşten korktuğuna inanılır. Meşe adamı figürü daha çok, çocukları korkutarak  geceleri dışarı çıkmalarını engellemek için anlatılır. Sayısız Meşe Adamı hikâyesi olmasına rağmen, hikâyelerde Meşe Adamı’nın tasviri aynı olup, yalnızca hikâyelerde geçen olaylarda küçük değişikler görülür. Lazlarda da Meşe Adamı aynıdır. Meşe Adamı Lazcada “Germakoçi” (Germa=Orman, koçi=adam) şeklinde söylenir. Meşe Adamı hakkında daha geniş bilgi için Kafkasya Yazıları dergisinin (Çiviyazıları yayın.) 2. sayısında (Yaz-1997) yayınlanan W. Feurstein’in “Laz Halk İnancında GERMAKOÇİ” başlıklı yazısı okunabilir.   

Cazi (Kuyruklu) İnanması:

İnsanların gözüne daha çok kedi veya örümcek suretinde görüldüğüne, loğusa kadınlara tayin (musallat) olup,  yeni doğan çocukların ciğerini yediğine inanılan, kuyruklu insanlardır caziler. Cazi için “Kuyruklu” tabiri de kullanılır. Hüngâmek taraflarında ise “Poçikli” denir. Yusufeli’de en yaygın halk inancı, cazi inancıdır. Tüm Yusufeli’de bilinir. Cazi’nin tarifi yörelere göre pek farklılık göstermez. Hemen hemen heryerde tarifi aynıdır. Ve cazi üzerine, gerçekten yaşanmış olduğu söylenen sayısız hikâye, olay anlatılır.

Cazi insanların küçük (en fazla  parmak boyunda) kuyruklarının olduğu ve kuyruğun yalnızca suyun içinde ortaya çıktığı söylenir. (Şüphelenilen kişiler suyun içine oturtup kuyruk çıkıp çıkmayacağına bakılırmış.) Bu yüzden cazi’nin bir adı da Kuyruklu’dur. Kedi suretinde görülen cazi’nin gözlerine dikkatli bakıldığında tıpkı insan gözleri gibi gözlerinin olduğu da söylenir. İki çeşit cazi olduğu ; bazılarının can aldığı, bazılarının da can almadığı,   bunların sezgilerinin çok kuvvetli olduğu söylenir. Kendilerine yapılacak herhangi bir kötülük, şaka ve saireyi önceden sezerler, anlarlarmış. (örneğin : bir ziyafet üzerine davetsiz, tesadüfen gelenlere şaka yollu “ziyafet olduğunu nerden anladın, cazi!” diye takılırlar.)

Cazi’nin kuyruğu sızladı mı birinin canını almak istermiş. Daha ziyade, çok sevdiği birinin ya canını alırmış, ciğerini yermiş, kanını emermiş ya da boğarmış.

Cazi’nin göze göründüğü suretini (büründüğü suret) öldürürsen, cazi kişinin de öleceği veya suretine ne yaparsan aynısının cazi kişiye de olacağı (örneğin: suretini döversen, cazi kişi de dövülmüş gibi olur vs.) söylenir.

Cazi inanışı da Yusufeli folkloruna ayrı bir renk katar.

Uylak/Uylah İnanması:

Yusufeli’de en yaygın inanmalardan biri de Uylah inanmasıdır. Uylahlar geceleri insanlara adı ile hitap ederek olara “uylarlar!”  yani dalga geçer, korkuturlar. Uyahlar hayali yaratıklardır. İnsanlara çok çeşitli şekillerde görülürler : Köpek, koyun, inek, kedi vs. gibi hayvan suretinde görüldüğü gibi en çok da adam suretinde görünür. Hatta tabut şeklinde bile görüldüğü ve adamın peşinden gittiği de söylenir. Uylahlar, geceleri tek başına dışarda dolaşan, yolculuk eden kişilere uylarlar daha çok. Onlara adı ile hitap ederler, yanlarına çağırırlar, onlarla konuşur, taşlar, dalga geçerler vs. Uylah hikâyelerinin de sayısı, haddi hesabı yoktur. Uylahların cinlerle bir ilgisi bulunmaz. Uylah ile cin farklı şeylerdir.

Radyo ve televizyon yaygınlaştıktan sonra Uylah olayları, hikâyeleri de bitmiştir nedense. Eskiden insanların eğlenmek, hoşça vakit geçirmek için birbirlerine yaptıkları şakalardan böyle bir inanışın meydana çıktığı anlaşılıyor. Her ne olursa olsun yine de uylah inanması, Yusufeli halk inancında önemli bir yer edinmiştir. Ki bu durum, Ahalt mahallesi ile çarşı (merkez) yolu üzerinde Köy Hizmetleri’nin yanındaki gâbana (kabana) “uylahli gâban” adı verilmiş olmasından da belli olmaktadır.

Kurt ağzı bağlama:

Geceleri dışarıda kalmış hayvanları kurt yemesin diye dualar okuyarak bir çakının ağzı kapatılmak suretiyle kurdun ağzının bağlanması.

Göl Boğaları:

Dağ göllerinde göl boğalarının bulunduğuna inanılır. Göl boğaları sabahın ilk aydınlığında görülebilirler ve daha sonra suya dalıp kaybolurlar. (Hargiver Dağındaki “boğa gölleri” adını alan birkaç gölde “göl boğaları”nın olduğuna inanılır ki bu göller de zaten adlarını bu inanmalardan dolayı almışlardır.)

Koncoloz:

Yeni doğmuş çocukların ciğerini çektiğine inanılan düşsel bir yaratıktır.

Doğum ve çocuk üzerine olan inanmalar:

· Katıra binen kızların, - katır kısır olduğu için – kısır kalacaklarına inanılır ; kızlar katıra bindirilmezler.

· Doğumu kolaylaştırmak için, hamile kadın bir örtü içine konularak sallanır veya yüksek bir yerden atlatılır.

· Küçük yaştaki çocuk ölümlerinin nedenlerinden birinin de çocuğa verilen ad olduğuna inanılır. Tanınmış, alim ve ermiş kişilerin adları çocuğa ağır gelir; çocuk bunu taşıyamaz ve ölür.

· Bebeğin tırnaklarını meleklerin kestiğine inanılır, tırnakları kesilmez.

· Bebek aynaya, lambaya veya ışığa bakarsa şaşı olur.

· Çocuğun dişlerinin çıktığını ilk gören kişi, çocuğun elbisesinin yakasını yırtar, dişleri rahat çıksın diye.

· Boş beşiği sallarsan çocuk ölür.

· Beşiği iki kişi tutup taşırsa çocuk ölür.

Doğacak çocuğun cinsiyetinin önceden saptanmasına ilişkin  inanmalar:

· Hamile kadının başına haberi olmadan tuz dökülür. Kadın, elini belden aşağılara götürür yada oralara bakarsa, doğacak çocuk kız; tersini yaparsa erkektir.

· Elbise biçilirken, yaka bölümünden çıkan parçayı hamile kadın niyet tutarak başının üstüne koyar. Dışarıdan eve giren ilk kişinin cinsiyeti, doğacak çocuğun cinsiyetini gösterir.

· Hamile kadın rüyasında parmağına yüzük takar, fasulye yada kiraz topladığını görürse doğacak çocuk kız olacaktır. Rüyasında bıçak görür yada armut toplarsa çocuk erkek doğacaktır.

Eş Basması:

Birbirine yakın tarihlerde doğan ve kırkları karışan çıcuklara “kırkları karışmış eş” adı verilir. Bunlar bir arada iken, eşlerden biri öbüründen daha yüksekte tutulur ya da yükseğe çıkarılırsa, aşağıda kalan eş, eş basmasına uğrar. Eş Basmasına uğrayan çocuklar, zamanında yürüyemez, normal büyüyüp gelişemez, hastalıklı olurlar. Basan eş ile basılan eş, iki el arasında altlı üstlü havada birbirlerinin üzerinden geçirilirse, eşlik sağlanmış ve eş basması önlenmiş olur.

Ölüm ile ilgili inanmalar:

· Yıldız kayması, bir kişinin öldüğünü gösterir.

· Ölü evindeki yemekler, ölüm bulaşmıştır diye dökülür.

· Ölü yıkanırken uyuyanlar uyandırılır.

· Sabun verilirken el üstünde verilir. Çünkü ölü yıkayıcılar sabunu birbirlerine avuç içinde verirler.

· Ölü evindeki tüm sular dışarı atılır. Komşunun veya yakındaki bir evde de ölen olursa yine evdeki sular dışarı dökülür. Çünkü Azrail kılıcını yedi komşunun evindeki veya yedi yakın evdeki sularla yıkadığına inanılır.

Diğer İnanmalar:

· MayısYedisi (Rûmi 7 Mayıs günü) Çoruh Nehrinde yıkanmanın uğuruna inanılır. Türklerin Şamanlıktaki yaz bayramını kutlaması geleneğinin bir başka örneği sayılabilecek bu inanç, Çoruh kıyısı köylerinde yaygın idi.

· Kışın en soğuk günleri olan “erbain” günlerinde ayıların kış uykusuna yatıp, kırk gün tabanlarını yaladıklarına bu süre sonunda inlerinden çıkıp, dere sularında yıkandıklarına inanılır. Ayıların suya ineceği gün önceden hesaplanır, sular kirlenmeden kaplar dereden doldurulur.

· Tekkale köyündeki Büyük Göl ve Küçük Göl adlarındaki göllere taş atılırsa dolu, toprak atılırsa yağmur yağacağına inanılır. Bu yüzden çevre köyler bile köylerinden toprak getirerek bu göllere atarlar ki köylerine yağmur yağsın.

· Ekim yılının uğurlu ve bereketli geçmesi için, tarlalar sürüme başlanırken öküzlerin başında bir yumurta kırılır.

· Haftanın uğurlu sayılan günleri Cuma, Cumartesi ve Salı günlerinde çamaşır yıkanmaz. Salı günü yola çıkılmaz, elişine başlanmaz. Cuma günü yorgan kaplanmaz, oduna gidilmez, hamur yapılmaz, ev süpürülmez ve evden dışarıya hamur mayası verilmez.  

· Yılbaşında ceviz veya çıra kırılmaz. Kırılırsa o yıl malın-davarın ayağı kırılır, zaiyat olur.

· Nisan yağmurunda başını açıp gezenlerin  saçları erken uzar.

· İlkbaharda ilk pancar çıktığı zaman körpe pancardan yiyen göğü yener.

· Eşeğe binen kız erken evlenir, kısmeti açık olur.

· Eşikte oturursan alacaklılar gelir.

· Eşiğe oturulmaz, oturursan eve melekler girmez.

· Gece sakız çiğneyen kişi ölü eti çiğnemiş sayılır.

· Kızlar kahve içmez, içerse çocuğu olmaz.

· Gece yastığın altına elbise koyarsan (özellikle de belden aşağı giyilen pantolon, çorap vs. gibi elbiseler) gece uykuda Karakura (Karabasan) basar.

· Kollarını göğsünde kavuşturup bağlarsan annen baban ölür, yetim kalırsın.

· Gece tırnak kesilmez.

· Gece kapıya su atılmaz. Hele hele sıcak veya kaynar su hiç atılmaz. Cinlerin çocukları üzerine dökülür, çocukları yanar.

· Kapıya kemik atılmaz.

Kaynak: Taner ARTVİNLİ; Yusufeli, Yusufeli Kaymakamlığı yayını, Ankara 2000